27 Haziran 2017 Salı

iki kitap ve olan biten


Ayın yedisinde Nazlı'yla insan gibi, uçak kullanarak kampa geçtik. Tüm yolculuğun 45 dakika sürdüğünü öğrenince otostop falan kasmadım. Geldiğimden beri her şey hızlı cereyan ediyor, siz diyin 27 gün oldu, ben diyeyim 27 saat olmadı. Her günün neredeyse ötekinin aynı olması da bunda etkili galiba.

Geçen yıl sabırsızlıkla beklemiştim kamp tarihini, koşa koşa da gelmiştim. Bir sene içinde o kadar çok şey oldu ki, sanki araya hiç zaman girmemiş gibi hissettik dönünce. Kaldığımız yerden devam dedik.

Kampın ilk cortlayanı ben oldum. Dün araziyi sürünerek bitirdim, bu gün de çıkamadım zaten. Şu haziran gününde fış fış fış burnumu çekip duruyorum.

Yeni ekip biraz tuhaf, ay kendilerine de söyledim hem hiçbir şeyi beceremeyip hem de nasıl bu kadar ukala olabiliyorsunuz diye. Bilemiyorum ben, herkeste bir kendi götünü kurtarma telaşı. Neyi neyden kurtarıyoruz onu da anlamıyorum, yapılması gereken iş belli, şu veya bu şekilde yapılacak. X kişisinin daha az çalışması Y kişisinin daha ağır bir iş yükü altına girmesi demek ve bu da uzun vadede herkesi zora sokacak bir şey, anlatamıyorsun. Çünkü şu anda kaldırılamayacak bir iş yükü yok.

Geçen yıl kampın kapanışına doğru öyle yoğunduk ve herkes öyle yorgundu ki, "temizliklere başlarken beni uyandırın" dedim yattım. Çocuklar beni uyandırmadan benim işimi de yapmışlar, ağlayabilirdim o kadar hislendim, müthiş bir fedakarlıktı çünkü o dönemde bu.

Buraya geldiğimde daha iyi anlıyorum, her şey biraz iyi niyetle alakalı, kim ne derse desin böyle işte bu.

Tuba geldi, Ankara'dan da tanıdığımız ve iyi ilişkiler kurmuş olmadığımız ve hakkında iyi yargılara sahip olmadığımız bir hatundu. Bipolar kendisi de, ufak ataklar geçirdi burada kaldığı süre içinde. Bilemiyorum, beni de biraz kötü etkiledi herhalde. Utku'yu darladım biraz kendimle beraber. Sağolsun dinledi o da. İşte iyi niyetli olalım, yaşamı kendi akışına bırakalım muhabbeti yine ortalıkta, ne diyebilirsin. Birilerine bir şekilde yardım etmeye çalışıyorsun ve sonrasını kurcalamıyorsun, kurcalarsan sıçıştasın. Çünkü böyle şeylerin bir geri dönüşü olmuyor ve olmasını beklemek de en başta kendine attığın okkalı bir kazık olacaktır zaten.

Esin'le son görüşmemizden sonra bir sıkıntım olmadığına iyiden iyiye inanmıştım. Tuba biraz tokat gibi oldu zira kendimi sürekli "böyle durumlarda şöyle yapıyorum, deneyebilirsin" falan derken buldum. Biz başımıza gelen her boku o kadar kanıksamışız ki büyük hadiseler gibi gelmiyor artık herhalde. İşte hiç bir yeri tanıyamadan acillere gitmeler, metrolarda fenalaşmalar falan bilmiyorum üzerinde durulması gereken şeyler mi, ben kendime hep "eskisine nazaran gayet iyi olduğumu" söylüyorum. Şu durumda öyle söylüyorsam eskiden baya bi ebem sikilmiş herhalde, ne bileyim.

Bu kafayı kırmalar, hastanelik olmalar, ses duymalar, cartlar curtlar yine iyi. Mesela şeyi fark ettim kendimde, o sesler belirginleştiğinde, yükseldiğinde falan ben paniklemiyorum artık "Aha şimdi müzik dinlesem efsane olur" diyorum kulaklığa yapışıyorum. Tüm enstrümanlar kafamın içinde son derece üç beş boyutlu bi şekilde ötüp duruyor. Harika. Bazen ritmi kaçırıyorsun, kakafoni oluyor hepsi, sıçış. Sıçış anlarında da yürüyorum, dolanıp duruyorum, ayağa kalkınca pencereden atlayacağımdan şüpheleniyorsam bacağımı sallıyorum oturduğum yerde. Hareket de kurtarıcı bi' şey. Yine Tuba geldikten sonra fark ettim ayda yılda bir yaşamıyorum ben bunları, küçük dozlarda sıklıkla olabiliyor. Kimseye de bir şey demiyorum.

Böyle söyleyince sanki onun abarttığını düşünüyormuşum gibi bir algı oluşmasın. Düşünmüyorum. Çok daha şiddetli de yaşıyor olabilir o, o zaman da verebileceği her tepki makuldür. Hepimiz bi şekilde kurtarırız hayatımızı umarım. Daha ne diyeyim bilemiyorum.

Buraya geldiğimden beri iki kitap okuyabildim. Biri Livaneli'den Huzursuzluk. Takip ettiğim youtube kanallarında, kitap bloglarında falan övgü dolu yorumlar okudum kitapla ilgili. Seda getirmiş, ondan ödünç alıp okudum çünkü biliyorum ki bana kalırsa hayatta para vermezdim buna kfjlsfds.

Sormak istiyorum, arkadaşlar, siz manyak mısınız? Kitapta baştan sona bir huzursuzluk hissi var imiş, çok çarpıcı imiş. Bence sizi huzursuz eden öykünün çarpıcılığı değil anlatımın sıradanlığı ve çiğliği olabilir. Beni huzursuz eden tek şey buydu çünkü.

Çok enteresan bir mevzu da yok. İnsan her yerde insan, savaş her yerde savaş, zulüm her yerde zulüm. Bunun Ezidi- müslüman çatışması olması da bir şeyi değiştirmiyor, satır aralarında IŞİD kısaltmasını okumanın da bir artısı ya da eksisi yok. Tarih boyunca kültürler, alt kültürler, küçük veya büyük gruplar birbirleriyle çarpışıp durdular ve hepsi aynı şekilde ötekine eziyet etti. Dolayısıyla salt böyle duygusal bir konunun işlenmesi neden bir kitabı iyi ve etkileyici yapsın? Yapmaz, yapmıyor da. Savaş mı yazdın, bana savaşı hissettir. Bana küçük kızlara tecavüz edilmiş, cesetler kuru topraklar üzerinde bırakılmış diye yavan yavan anlatma. Bana öyle bir anlat ki "hasiktir" diyeyim. Yok bu kitapta öyle bir anlatım.

Şımarık bir metropol beyinin kökleriyle yüzleşmesini okuyoruz, o da ancak bu kadar basma kalıp ve yüzeysel anlatılabilirdi zaten. Yapay, samimiyetsiz ve asla canlanamayan karakterler, başka bir şey değil.

Yine de okuyasınız varsa siz okuyun, dediğim gibi herkesler çok beğenmiş. Benim nemrutluğumdur belki.

İkincisi Elektro Devrim. Ya en son PKD'nin Şizofreni ve Değişimler Kitabı'nı yazarken söylemiş olmalıyım, gerçi söylememiş de olabilirim hatırlayamadım fkjdshkfds. Bu yazarların küçük denemelerini /makalelerini cartı curtu kitap yapıp basmak bana biraz kapitalist oyunlar gibi geliyor. Elli sayfalık bir metin, çeviri cart curt derken on liraya kitaplığına giriyor. Kurcalasan internette beleşe okuyacaksın belki. O açıdan çok çözemiyorum bu meseleyi kafamda ama böyle minik kitapları da seviyorum. Ayh kapitalizme yenileceksem böyle yenileyim aman ne diyeyim.

Daha önce İzcinin Gözden Geçirilmiş Elkitabı'nı okumuştum, gayet güzeldi. Bu da çok iyi. Burroughs'un toplumla ve insan algısıyla ilgili fikirlerini çok çarpıcı buluyorum. Güvenilirliği sorgulanır ama yine de dediğim gibi fikir olarak çok keyifli.

Buna da "Söz virüstür" diyerek başlıyor. Virüsün doğasından, canlı biyolojisinden falan bahsederken bir bakıyorsun tüm kültür virüs olmuş, tüm medya virüs olmuş, akla gelebilecek hemen her şey hastalık nedeni falan filan.

Diyor ki "Medyanın kontrolü, çağrışım hatları yerleştirmeye bağlıdır." Cut-up diyor mesele. Görüntüle, kes, biç, birleştir. Er ya da geç nihai görüntüyü, üretimi yani, gerçek kılarsın. Burada üreten bireyi tanrı olmaktan alıkoyan tek şey, aslında her bireyin bu üretime dahil olabileceği gerçeği. Herkes kendi cut-up'larını yapabilir, kendi gerçekliğini oluşturabilir ve bununla nihai gerçekliği etkileyebilir. Çok gerçek üstü gelse de denenebilir amk, neden olmasın? Şu an içinde olduğumuz tam olarak bu da olabilir. İşte müzik, medya, sinema, internet, vidyolar, ses kayıtları, cartlar curtlar zihnimizi ne ölçüde etkiliyor, bilincimize neyi ne kadar yerleştiriyor ve biz kaçının kendi öz fikrimiz olduğunu kaçınıysa parazitik bir biçimde zihnimizde taşıdığımızı ne ölçüde değerlendirebiliyoruz? Dön dolaş aynı yerlere geliyoruz, velhasılı bu yarı paranoyak şüphe yine de iyi, hiç şüphe etmemektense ve sonuca ulaştırmasa da, benim fikrimce.

Ben gerçekliğin bu kadar muğlaklaştığı zamanlarda kendi dinimi yaratıp öyle kendi dünyamda takılıyorum. Bakınız büyülü güçlerimle geldiğim son noktadan size de bahsedeyim fkjdhskfd. Belek'e geçmeden önce bi gün Dost'a girdim, Brautigan kitaplarına bakıyorum, Kürtaj'ı gördüm. Yeniden bastılar diye sevindim, alsam mı almasam mı derken alamadım, param yoktu. Geçen gün çok tesadüfi bir şekilde kampta buluyorum kitabı, ekip arkadaşlarımdan birine ait olduğunu öğreniyorum, "Ben zaten burada bırakacaktım, al senin olsun" diyor. Hadi bakalım. Ben de bunu ona paslayacağım çünkü evrenden bir şey almayı biliyorsan vermeyi de bilmen gerek.

Ya işte siz tesadüf dersiniz, ben büyü derim. Başkası da başka bir şey diyebilir. Çok da umurumda değil, mantığımın sorgulanmasını da çok umursamıyorum şu noktada. Bana kalırsa bildiğin büyü işte, evrenle müthiş sağlıklı bi iletişimim olduğundan (?) fjshdjkfds bana istediğim her şeyi veriyor.

Çok yoğunum, yine ses etmeye çalışırım. Kendinize iyi bakın, ölmeyin.

3 yorum:

  1. Tamam ölmedim ve ilk defa bir Kerouac romanını ÇOK sevdim; Big Sur. Yazacağım Cessie. Onu da her şeyi de yazacağım. Macera bol.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ölme! Bu beat tayfaya bayılıyorum. Deniz Benim Kardeşim'i çok sevmiştim. Öteki kitapları da bekliyor. Yazınca haber et lütfen çok hareketli buralar, takip edemiyorum 💕

      Sil
    2. https://zihninarkasokaklari.blogspot.com.tr/2017/07/kerouacn-big-sur-seytanlar.html

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;